"vişne - 16.gün Ağacı"

Bahçemizin sakinlerinden gülgiller (Rosaceae) familyasından vişne ağacımızın (Prunus cerasuszarif) meraklı vişnelerinden neler öğrendim neler…
Tarih boyunca İranlılar ve Romalılar için ayrı bir önem verilen vişne, M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından İngiltere’ye getirilmiş. VIII. Henry döneminden itibaren yetiştirilmesi yaygınlık kazanan vişnenin çekirdekleri ilk koloniciler tarafından Amerika’nın Massachusetts eyaleti topraklarına ekilmiş. Vişne ve kiraz türleri dünyanın diğer ucu olan Uzak Doğu’da da oldukça popüler ağaçlardır. Japonya’da hem kiraz hem de vişne türlerine, ama daha çok kirazlara “sakura” deniliyor. Sakuralar hayatın geçiciliğini simgeler. Yani hayat, tıpkı sakura çiçekleri gibi kısa ve güzeldir fakat tomurcuklar ise yeniden doğuşun umudunu taşır. Japon inanışında “kami” adı verilen ruhlar ölümsüzdür ve bu varlıklar yaşlı ve güzel ağaçları kendilerine ev olarak seçerler. İşte bu nedenle de kiraz ve vişne ağaçları Japonya’da kutsaldır ve pek çok yaşlı ağacın da bir hikayesi bulunur. Bunlardan ilginç bir tanesi “16. Gün Ağacı” olarak bilinen vişne ağacının öyküsü:
Bir Japon samurayı o kadar uzun yaşamıştır ki tüm arkadaşları, ailesinin tüm üyeleri, sevdiği herkes ölüp gitmiştir. Geriye sadece samurayın çocukluğunda gölgesinde oyunlar oynadığı bahçedeki asırlık “sakura” kalmıştır. Ve derken günün birinde o ağaç da kuruyup gidince samuray dünyada yapayalnız kaldığını anlar ve yalnızlığa daha fazla dayanamayarak ağacın altında “harakiri” yaparak hayatını sonlandırır. Fakat ruhu bu defa ağaca girerek ölen ağaca can verir ve her yıl 16 Ocak’ta çiçek açtığı için ona “16. Gün Ağacı” adı verilir.

Bahçe Günlüğüm – Temmuz 2020

"yaprak saçlı kız"

Bahçemizin manolya ağacının yapraklarından Yaprak Saçlı Kız yaptık oğlumla. Yaprakların değişimini birlikte gözlemleyeceğiz. Doğada sanat çok keyifli.

Bahçe Günlüğüm

Temmuz 2020

"karadut"

Dut ağacının acıklı bir hikâyesi var hem de Adana Ceyhan topraklarında geçmiş. Sonunda da bize bir sır veriyor!

“Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yan yana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi.
İki evin arasında gizli bir çatlak vardı, aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki dut ağacının altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı.
Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi.
Korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı.
Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu.
O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispe’siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.
Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti.
Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı.
Tispe almış hançeri eline, saplamış kalbine ve düşmüş sevgilisinin yanına. O anda buluştukları dut ağacının meyvelerine Pyramus’un kanı, yapraklarına da Thisbe’nin gözyaşları akmış. Karadut meyvesinin lekesi bu yüzden çıkmazmış. O lekeyi temizleyecek tek şey de, kendi ağacının yapraklarıymış. Pyramus’un kanı, Tisbe’nin gözyaşları…
Gerçekten dut lekesini, yaprağı temizliyor.

Bahçe Günlüğüm-Temmuz 2020

"lavanta"

Lavanta (Lavandula L.) kelimesi, Ortaçağ Latincesi’ndeki livendula türünün adından türetilerek Türkçe’ye geçmiş olmalı. Livendula kelimesi ise, muhtemelen livere (mavileştirmek) ile lavare (yıkamak) sözcüklerinin birleşmesinden oluşuyor.
O zaman biz ailece morlarla-mavilerle yıkandık desem.. hem mis gibi kokulara karşı koyamayan Artemis de dayanamadı, bize eşlik etti. 
Denizli Hierapolis Tiyatrosu’ndaki bir kabartmada yer alan, tanrıçanın doğumu betimlemesinde genç kızlar, ellerinde lavanta çiçekleri ve afyon kozalarıyla Artemis’in kutsal doğum olayını izler. Tanrıça Artemis de doğumunda duyduğu bu kokuyu hiç bırakmaz. Tüm vücuduna sürdüğü lavanta yağı nedeniyle, geçtiği her yerde kokulu bir iz bırakır. Böylece herkes her lavanta kokusunda tanrıçanın biraz önce oradan geçtiğini anlar.
Şu anda bizim evin salonundan geçti mesela, hop oradan odalara, oradan minik keselere, çekmecelerdeki giysilerin arasına, baş ucumuzdaki vazolara, oradan oraya mor bir büyü gibi dolaşıyor. 
Ey Tanrılar, Artemis biraz bize misafir stop, merak etmeyin stop.

Bahçe Günlüğüm- Haziran 2020

"yumurta"

Her gün büyük bir dikkatle yumurtasını kümesten alıp kırmadan, düşürmeden bana getiriyor oğlum.
Yumurta görünce aklıma bilim kurgu yazarı Andy Weir’in “Yumurta” isimli kısa hikayesi geliyor. İçinden bir bölüm paylaşıyorum. Tamamını bence okuyun beni etkilemişti.
“Gerçekten mi?”, diye sordum. “Gerçekten mi? Bana hayatın anlamını mı soracaksın? Biraz beylik bir soru değil mi sence de?
“Eh yine de mantıklı bir soru”, diye ısrar ettin.
Gözlerine baktım. “Hayatın anlamı, bu evreni yaratmamın tek sebebi, senin olgunlaşman.”
“Yani insanlığın demek istiyorsun. Bizlerin olgunlaşmamızı istiyorsun”
“Hayır, sadece sen. Tüm bu evreni senin için yarattım. Her bir yaşamla büyüyor, olgunlaşıyor ve daha büyük ve daha ulu bir zeka haline geliyorsun.”
“Sadece ben mi? Peki ama ya diğer herkes?”
“Başka kimse yok”, dedim. “Bu evrende sadece sen ve ben varız.”
Bana boş boş baktın. “Fakat dünyadaki onca insan…”
“Hepsi sensin. Senin farklı yaşamların.”
“Bir dakika. Ben herkes miyim!?”
“Şimdi anlıyorsun”, dedim tebrik eder şekilde sırtına vurarak.
“Dünyada yaşamış tüm insanlar benim öyle mi?
“Veya yaşayacak olan, evet”
“Ben Abraham Lincoln’üm”
“Evet ve John Wilkes Booth da sensin”, diye ekledim.
“Ben Hitler’im”, dedin tiksinerek.
“Ve öldürdüğü milyonlar da sensin.”
“İsa da benim?”
“Ve onu takip eden herkes de sensin.”
Sessizleştin bir an.
“Ne zaman birine işkence etsen”, dedim “kendine işkence ettin. Yaptığın tüm iyilikleri, kendine yaptın. Tüm insanların hissettiği tüm mutlu ve acı anların hepsini sen hissettin.”
Uzun bir süre düşündün.
“Neden?” diye sordun bana. “Neden bunları yapıyorsun?”
“Çünkü bir gün, benim gibi olacaksın. Çünkü sen busun. Sen benim türümdensin. Sen benim çocuğumsun.”
“Vooo”, dedin kuşkuyla. “Yani ben bir Tanrı mıyım?”
“Hayır. Henüz değil. Sen bir fetüssün. Hala büyüyorsun. Ancak tüm zamanlar boyunca yaşanabilecek tüm insan hayatlarını yaşadıktan sonra doğabilecek kadar büyüyeceksin.”
“Yani tüm bu evren,” dedin. “Burası sadece…”
“Bir yumurta.”, diye cevapladım. “Şimdi senin için bir dahaki hayatına devam etme vakti.”
Ve seni gitmen gereken yola yolladım.

Bahçe Günlüğüm-Haziran 2020

"FOROZ" HOROZ

İşte karşınızda bizim kümesin lideri, erkeği, en heybetlisi “Foroz” Efendi. 
Atlas horoza foroz dediği için bu ismi verdik, o da razı oldu. Ama öyle herşeye razı olacak muhlis bir horoz sanmayın başı dik, her an çevik. Gözü sürekli üç hanımında. Yok çok gittin buraya gel, üüüüüürüü, sağa baktın üüüğü, çok gıdakladın derken bizim kızlar başı önünde mazbut aile tavuğu oldular. Allı, Küllü ve Güllü hanımların fotoğraflarını bile çektirmedi Foroz Efendi 🐔

Ama dur sen, seni bir kovalayim de GÖR…

Not:
Fotoğraf eşim, ek iş olarak kuşların vesikalıklarını çekiyor😊

Bahçe Günlüğüm-Haziran 2020

IHLAMUR

Çiçekleri mis gibi kokan ve flama flama yaprakları ile ıhlamur ağacımızdan şifalar herkese. Neden öyle “flama flama yapraklar” dedim biliyor musunuz?
Türkçe‘de önceleri “ulamur“, “uğlamur“, “fılamur” gibi şekillere girip çıkmış “ıhlamur” kelimesi Yunanca’dan gelmiş: Bu dilde “flamulon / flamuron” kelimesi hem “sancak, flama“yı, hem de “ıhlamur” ağacını ifade ediyor. Yunanların “flamulon“u da Latince‘de hem “alev“, hem “sancak, flama” anlamına gelen “flamma” kelimesinden türemiş.
Alev, flama, ıhlamur… Bu üç benzemezdeki benzerliği fark ettiniz mi? Ihlamurun yaprakları flamaya, flamanın rüzgarda yalpalanan dar ve uzun kumaşı da aleve benziyor!
😯
Ihlamur ağacı yaklaşık 2500 yıldır tanınmaktaymış. Herodot bazı uygarlıkların ıhlamuru dini törenlerde kullandıklarını yazmış. Eski Cermenler ve Slavlar için ıhlamur kutsal bir ağaçmış. Çocuğu dünyaya gelen herkes kader kısmet ağacı olarak ıhlamur dikerlermiş. Almanlar ıhlamura masal, hikãye ve mitlerinde geniş yer vermişler. Belki o yüzden günümüzde Almanya’da Linde yani ıhlamur adıyla başlayan veya biten birçok yer adı var. Belki bir gün ben de ıhlamurlu bir masal yazarım sizlere.💚

Bahçe Günlüğüm-Haziran 2020

Semizotu

Gün aşırı oğlumla bahçemizden Portulacaoleracea topluyoruz. Hani küçük yeşil yapraklı, bahçelerde, tarlalarda, yol kenarlarında kendi kendine yetişen, yabanisi daha yoğun, mayhoş bir lezzete sahip olan şifalı bir bitki. Evet haklısınız bilimsel adları hem akılda tutması hem de söylemesi zor. 
Bildiniz, bildiğiniz semizotu. Bahçenin her yerinden kendince bir yer bulup bitiveren bu otun mayhoş tadına ben de bitiyorum. Semizebe, semizlik, pırpar, pirpirim, sovukluk gibi farklı adları olduğunu öğrendim bugün. 
Semizotu/ pirpirim adının geçtiği ilk kaynak 1501 yılında Câmi-ül Fürs. Hani o meşhur 16. yüzyılın en başında Türklere Fars dilini öğretmek için hazırlanan sözlük.
8000 civarında madde içeren; amacı bu olmasa da, 16. yüzyıl türkçesinin kelime haznesi, bitki, şehir, hayvan ve yemek isimlerine de ışık tutan bir kaynak. Şimdi o sözlük önümde olsa rastgele bir sayfa açsam her gün. Merak işte semizotu gibi ordan burdan bitiveriyor bende de.

Bahçe Günlüğüm- Haziran 2020

kayısı

Bugün bahçemizden “Prunus armeniaca” topladım. Evet bildiğiniz kayısı. 🍑
Ünlü Seyyah Evliya Çelebi 1655 yılı Nisan/Mayıs aylarında ziyaret ettiği Malatya’da kayısıdan bahsettiği satırları buldum: “…Al Hamri, Sarı Hamri, Mişmiş Hamri, Beyaz Hamri, Bek Hamri, Sulu Hamri, Etli Hamri isimli yedi türlü sulu kayısısı olur ki bağdan şehre selelerle güç hal getirilir. Hafif ezilse suyu kalmaz. Her kayısı 130-150 gram gelir. Zerdalisinin hesabını Allah bilir. Gayet bol olduğundan pestil yapıp tüccarları yüklerle diyar diyar dolaşıp satarlar”
🍑
Kayısı kelimesinin kökenini de araştırdım. Farsçada ‘qaysi’ veya ‘kaysi’ sözcüğü çıktı karşıma. Malatya ve çevresinde tohumdan yetiştirilmiş kayısılara ‘hüdaî’ veya ‘zerdali’ deniyor. Kayısı gibi zerdali kelimesinin kökeni de Farsça. ‘Sarıerik’ anlamına gelen ‘zerd-alü’ sözcüğünden türetilmiş. Yine halk arasında çok sık kullanılan ‘mişmiş’ kelimesinin kökeni Arapça veya İbranice’dir. ‘Mech-mech’ ya da ‘mış-mış’ kelimeleri değişikliğe uğrayarak ‘mişmiş’ haline gelmiş zamanla.
🍑
Kayısının kültür bitkisi olarak yetiştirilmesi ile ilgili en eski kayıt, günümüzden dört bin yıl öncesine aitmiş. İnanılmaz değil mi? Çin İmparatoru Yu döneminde kayısı tarımının nasıl yapıldığından bahsediliyor kaynakta. Çinli bilge ve filozof Konfüçyüs felsefesini Qufu şehrindeki ‘Kayısı Ağacı Tapınağı’nda (Xing Tan Ge)’ öğretmiş.
🍑
Kayısı toplamakla bitmiyor işte asıl kayısıyı toplamakla başlıyor herşey.

Bahçe Günlüğüm- Haziran 2020

bezelye

Biliyor musunuz fosil kanıtları insanların Bronz Çağı’nda bile bezelye yediğini gösteriyormuş. Kabul edelim iyi yemişiz… Ve inanışın aksine bezelye bir sebze değil, tropikal bir meyve imiş. Bezelye ayıklarken hep aklıma yarım yamalak aklımda kalan okul bilgileri ile modern genetiğin babası Gregor Mendel’in farklı renk, büyüklükte ve tohum cinsinden bezelye ve çapraz yetiştirme yoluyla temel genetik yasaları geliyor bir de.

Bezelyeleri kış için hep mevsiminde buzluğa atanlardanım. Meğer bu ilk dondurma hareketini 1920’lerde Clarence Birdseye tarafından yapılmış.
1969’da, renkli ilk televizyon reklam yayını, Birds Eye dondurulmuş bezelyeleri için yapılmış, reklama girdi bunlar ama napalım bir yanımız reklamcı. 
Minik yeşil bir küre dersin ama değil işte. Oğluma göre her biri “kabuğundan kaçan bezelye”. Biz o kitabı çok seviyoruz çünkü 💚

Bahçe Günlüğüm- Haziran 2020